YÜKSEL UYGUN FOTOĞRAFLARI İNSANLIK AYNASI
- insanbulsanat
- 22 Şub
- 2 dakikada okunur

İnsanın yaşama kattığı emek kadar hayatına katılan gerçekler aşkının sofrası
İnsanın nasıl yaşadığının penceresini açar, kapar durur ki
İnsan kendi serüvenin boyasında yıkandığının farkına varmaz kimi zaman
İnsanlık tuğlalarını örenlerin tarih rövanşı gibi yükselen türkü çığlıkları
İnsanın imdadına yetişen can suyunu getirir.
İşte, Yüksel Uygun ellerinde doğan karelerin
İstanbul alnında durmayan mücadelenin tarihi hayatının okulu olur.

İnsanın gözlerinde biriktirdiği güvercin kanadının ayak izleri konuşur mu?
İnsanın özlemlerinde taşıdığı yürek kanamalarının sancıları susar mı?
İnsanın özgürlüğünü aradığı gençlik yıllarına sıkılan kurşunların izleri biter mi?
İnsanlıktan çıkanların karanlık gölgelerinin bitmek bilmeyen ihanetleri unutulur mu?
İmkansızı başarmanın saatlerini fotoğraflarla yaşatmak yeniden ümitler doğurmaz mı?
Yüksel Uygun memleket kokusunu kirletenlerle yüzleşmenin belgesini koyuyor.

İçerden yangınları söndürmek hiçte kolay olmayan bir zaman bedeli
İnsafı olmayanların tarihine yeniden adalet ile meydan okumak erdemdir
İnsanlığını aramanın yeri ve şartı olmadığına göre
İlk elden insan sorar içindeki çocuk sesiyle bu kadar kötülüğe direnmek şart mıydı?
İnleyen nağmelerin içinde duran zarfı açmak böyle bir sorunun ciğerinde zar atmak değil

Kim ne derse dersin?
Kimsesizliğin sokaklarına düşen canların kayıp bir tünelin içinden geçerken
Kapılarını arayan binlerce insanın yalnız bırakıldığı 12 Eylül karanlığının
Kalbimizde saklanan fotoğrafları öldü mü?
Kaçıncı sorudur içimizi yarıp geçen?
Kaybedenler kim?
Kazanan kimlerdi?
Kaçıncı unutkanlık değil, kaçıncı ölümün nefesi fotoğrafların ağıtlarıydı?

Yüksel Uygun fotoğraf çekmiyor, fotoğraflar onu çekiyor ki
Öyle olmasa fotoğraftan önde giden gölgeler olur mu?
Ya insanlığımızı bir maraton yapıp direnç kalesi olmayı seçer miydi?
Biz onu fotoğraf sanatçısı sanıyoruz.
Oysa, insanlık mücadele terazisini kendi canıyla seçerken kimseye
Kıymamayı ilke edinmiş bir onurdan geliyordu.

Kaçılacak bir yeri yok insanlığın
Kaybedecek umutlar güneşi
Kopacak çileleri eşiğinde limanında
Karşı kıyıya geçmek için el uzatıyor
Konuşan sesler zihnin en büyük hücresi
Kocaman bir hayaller ülkesine
Yüksel Uygun ümitler yıldızını taşırken
Fotoğrafların veryansın edecek çaresizliği yok
O yüzden masumiyeti çalanların çarpılacağı aynalar peşinde onların.
Tıpkı Haliç'te yakamozunu armağan edenlerin
Sargısı dirilen yeryüzü topraklarına alınteri bırakırken
Arkası yarınların dumanında alacaklı olanların vefasında
Yüksel Uygun nöbeti ders verirken sabahın şafağı uyandırıyor
İnsanlığın ömrünü ....
AKIN OK





Yorumlar